“Ah, geçti o günler//Unutuldu yeminler//Bir kırık kalp kaldı.” Moda Plak çalışanı Reyhan, ‘Bir Kırık Kalp’ (1968) (Yıldırım Gürses) şarkısını Kamuran Akkor’un sesi ile söylüyor. ‘Gazinocular Kralı Ekrem Bey’ de orada. Patron; “Her öğle tatili böyledirler. Kafanı şişiriyorlarsa susturayım.” Ekrem; “Yoo, bilakis hoşuma gitti. İş var bu kızda. Kısa zamanda büyük bir ses yıldızı olabilir. (Kendisini göstererek) Tabii, erbabının elinde.” Patron; “Bir şoförle nişanlı. Üstelik kıskanç bir genç.” Ekrem; “Fark etmez. Önemli olan benim beğenmem.” Patron; “Namuslu kızdır Reyhan. Satın aldıklarına benzemez.” Ekrem; “Satın alınmayacak namus yoktur. Bütün mesele fiyatını biçmektir.” “Ne güzelsin ay gız//Gül çiçeksin ay gız.” Tanıtım yazısında Turgut Dalar’ın düzenlemesi ile ‘Reyhan’ (1969). 60’lar sona eriyor. ‘Ekonomik gelişme sosyal uyanışın çok gerisinde kalmış’. Birçokları gibi, deniz kenarında karşılaştığımız iki gencin derdi de ‘fakirlik’. Mehmet [‘Şoför Nebahat’taki (1970)] ‘34 AY 220’ plakalı dolmuşun şoförü, Reyhan ise bir plakçıda tezgâhtar. Özellikle delikanlı arayış içinde. Denize taş atıyor ama aklı başka yerde. Çevresindeki güzelliğin farkında bile değil. Bir hafta sonra, arkadaşı Gariban’la ver elini Almanya. “Tren biletlerine kadar her şey hazır.” Son model iki Mercedes ile döneceklermiş. ‘Hayırlısıyla bir gitse’ tüm sorunlar hallolacak. Genç kız ise ‘ayrılığa sebep olacağı için’ arabaya kızgın. ‘Beni de götürsen, birlikte çalışsak, daha çabuk alırdık’ diye yırtınıyor. ‘Her şeye razı, yeter ki bir arada olsunlar’. Üstelik içinde ‘bir korku, bir garip his var’. Reyhan; “Ne olur gitme. Bu halimizle evlenelim.” Mehmet; “Parasız pulsuz mu?” Reyhan; “Beraber olduktan sonra umurumda değil.” Mehmet; “Başta öyle söylenir. Ama sonra çekilmez olur yoksulluk.” Delikanlı kimsesiz. Genç kız ise annesi ve dört küçük kardeşi ile beraber. Anne Muhterem Nur bu ilişkiyi hiç onaylamamış. Onları beraber gördü mü tüyleri diken diken oluyor. “Vaktiyle ben de aynı hataya düştüm. Saadeti parada değil aşkta aradım. Ama şimdi bak halime, ellerime, saçlarıma, suratıma. Bu hale gelecek insan mıydım?” Her görüşünde Mehmet’i bir kovmadığı kalıyor. ‘Gazinocular Kralı Ekrem Bey’in yaşamlarına karışması böyle bir zamanda. Sesini beğendiği Reyhan’ı ses yıldızı yapacak. Anneyi de en hassas yerinden yakalamış; “Sizleri servete boğabilirim.” Genç kız “İmkânsız… Çünkü evlenmek üzereyim” diye karşı çıkıyor ama cin gibi Gazinocu öyle bir şey söyler ki direnci kırılır. “Kısa zamanda zenginlik, şan, şöhret, villalar ve ‘otomobil’ler.” Diğerleri bir yana bu ‘otomobil’ sözcüğü sihirli değnek gibi. Annesi “Talih nihayet bize de güldü. Ekrem Bey bulunmaz bir nimet” diye neredeyse göbek atacak oysa Reyhan, yalnızca ‘otomobil’in hatırına ‘bir şarkı provası yapmaya razı olur’. İçinde bir umut, biraz para kazanırsa sevdiği buralarda kalacak. “Meylim (y)üzündeki gara haldadır//Hicranın elacı ilk visaldadır (kavuşma).” (‘Laleler’) (Talman Hacıyev). Mehmet’in tepkisi çok sert. ‘Artık Sevmeyeceğim’ (1969) (Suat Sayın) melodisi ile demediğini bırakmaz. Reyhan; “Kurtulduk Mehmet. Şarkıcı olmam için teklif yaptılar. ‘Evet’ dersem araba için Almanya’ya gitmene lüzum kalmayacak. Hemen evleniriz.” Mehmet; “Beni ne sandın sen? Ben yuvamı alın terimle kurmak isterim. Böyle kirli paralarla değil.” Reyhan; “Niye kirli olsun? Şarkı söyleyeceğim, çalışacağım.” Mehmet; “Nasıl çalışacağın da şimdiden belli. Şu kılığına bak.” Reyhan; “Prova için giydirdiler.” Mehmet; “Başlangıçta öyledir. Önce giydirirler sonra da soyarlar… Nasıl çıkarsın şu fahişe kılığınla karşıma… Senin gözün lükste, şöhrette… Senin gibiler şoförle evlenmez. Zengin bir koca bulup, şoförleriyle sevişirler.” “Just tonight I stood before the tavern//Nothing seemed the way it used to be.” Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Le Temps Des Fleurs’ albümündeki (1969) aynı adlı melodi (‘Those Were The Days’) (1920/1968) (Boris Famin / Gene Raskin). Reyhan, mukavele imzalamış olmasına karşın sahneye çıkmak istemiyor. Ekrem ise her şeyi titizlikle ayarlamış. Adamı Behçet Nacar, Mehmet’i cebine gizlice koyduğu eroinle yakalatıyor. İstasyondaki “Haberim yok, benim değil” çırpınmaları 10 sene hapislikle sonuçlanır. Reyhan, Sirkeci Garı’na geldiğinde ortalıkta ne tren nede sevdiği vardı. Üstelik o gün bir bebek beklediğini öğrenmiş. Üzerindeki pardösü ve kazağı hep üzüntülü anlarında giyiyor galiba. ‘Aşka Tövbe’deki (1968) mahzun sahnelerde yine üzerindeydiler. “Gelmez o günler dönmez o günler mazide kaldı hep.” (‘Mazideki Aşk’) (1967) (Yıldırım Gürses). Sevdiği hapislerde çile doldururken, O’nu Almanya’da bilen Reyhan artık ünlü bir sanatçı, bir yıldız. Sigarasını yakmak için üç çakmak birden uzanıyor. Sırf çocuğu babasız kalmasın diye Ekrem’le evlenmiş. Ama yatak odası Gazinocunun giremediği bir yer. Genç kadının pazarlığı böyle. “Evliliğimiz formalite olarak kalacak.” Mehmet’in cezaevi günleri kaçış, yakalanış ve zincire vurulmayla geçiyor. İçi kin dolu. “Bu hırs olmasa yaşayamazdım.” Mahkûm arkadaşı Nubar Terziyan delikanlının sıkıntısını en iyi anlayanlardan. “9 yıldır hep kaçmaya çalıştın. Biliyorum, intikam hırsı çıldırtıyor seni… Aşksa intikamların en korkuncudur (ne demekse). Senin eline öyle bir silah vereceğim ki zenginlerin serveti senin cüzdanın olacak. Silahın ‘kumar’ olacak… Parmakların bu sihri öğrenince paraları çeken dev bir mıknatıs (Nubar Terziyan’ı seslendiren Rıza Tüzün ‘mıknatıs’ sözcüğünü ‘a’ vurgulu ‘miknatıs’ şeklinde söylüyor) olacak. Kazanacak, hep kazanacaksın. Karun kadar zengin olabilirsin.” (Bu ‘eğitim’ için neden 9 yıl beklediği belli değil). Artık zar, poker bilmediği şey yok. “Babam olsaydın ayrılık bu kadar acı gelmezdi. Seni unutmayacağım.” Hapisten çıkarken ‘hocası’na böyle demişti. Ama sonra, filmin heyecanından olsa gerek, O da biz de bu tonton ihtiyarı unutuveriyoruz. Şimdi yerli bir Monte-Cristo gibi. Geçen aylar boyunca, gerçekten de ‘Karun kadar zengin’ olmuş. Hafize Hanım’ın Yeniköy’deki köşkünde bulduğu Behçet Nacar’ı ‘hafifçe okşayıp’ eroin tuzağını kuran kişinin kim olduğunu öğrenir. Kumarhaneyi (Armatör Suat Sadıkoğlu’nun Ortaköy’deki Yalısı) ‘ziyaret eder’. 1–2 saat sonra 2 milyonun sahibi ve oranın ortağıydı. Ekrem “Her zaman sizin gibi güçlü bir ortağım olmasını isterdim. Kaybettiklerime üzülmüyorum. Sizinle çok daha fazlasını kazanacağım” diyor. Başına gelecekleri bir bilse. Mehmet’i gazinosuna götürür. “Şimdi gazinomun yıldızını tanıyacaksın.” Aradan bunca yıl geçmesine karşın Reyhan hâlâ ‘soluk kesecek kadar güzel’. Değişen tek şey, şarkıları eskiden Kamuran Akkor’un sesiyle söylerdi şimdi Serap Mutlu’nun (Akbulut) sesiyle söylüyor; “Arzular bir bir hayal oldu baharımın gülleri soldu//Gönlüm hicran hasret gamla doldu.” (1969) (Zeynettin Maraş). Ekrem’in ‘karısı’ Reyhan ve ‘oğlu’ Kemal’ ile tanışır. İkisi de ‘bir nefes kadar yakın, yıldızlar kadar uzak’. Kahramanımız, Kemal’in yakınlık gösterdiği ilk kişiymiş. “Birden öyle sevdim ki sizi. (Kalbini göstererek) Şuramda bir şey oldu sanki.” Karmakarışık durum Reyhan’ın üvey kızı Hülya, Londra’dan gelince içinden çıkılmaz olur. Mehmet ile tanışması ufak bir tartışmanın ardından. Genç kız daha o gece âşık olur. Kahramanımız amacı bunu intikam için kullanmak. Reyhan’a “Göze göz, dişe diş. Kocan seni çaldı elimden. Ben de kızını alıyorum, ödeşmek için” diyor. Ekrem, ‘Bu’ Mehmet’in Reyhan’ın nişanlısı ‘O’ Mehmet olduğunu anlayınca deliye döner. Adamlarından Mehmet’i öldürmelerini istiyor. Kudret Karadağ, Behçet Nacar, Hakkı Kıvanç, Süheyl Eğriboz ve Ahmet Karaca’nın yediği dayak görülmeye değer. “Üzerime gönderdiğin 5 köpeğin için sedye yolla. Sen de beni bekle geliyorum.” Durumu ‘ortağına’ telefonla haber veriyor. Oraya gidişi ‘Arabesque’ (1966) filmindeki ‘Arabesque Theme’ (Henry Mancini) ve Kartal Tibet’in 1970 model ‘34 KT 417’ plakalı Mercedes’i (ama iç çekimler Dodge dolmuşta yapılmış) ile. Ekrem, Reyhan’a bir şantaj daha yapar; “O’na değil bana âşık olduğunu söyleyeceksin. Gururunu kırmak öldürmekten daha iyi. Yoksa…” Mehmet’i de oğlunu da öldürecekmiş. ‘The Rite of Spring’ (Le Sacre Du Printems) (1912/13) (Igor Stravinsky); X. ‘Glorification of the Chosen Victim’ (Glorification de l’Eve). Her şeye karşın Reyhan’ın ‘Şoför’e gittiğini görünce elinde tabanca, bağırıyor; “Gitme, bırakma beni… Dur, vururum yoksa… Yalvarıyorum, sevmesen bile acı bana.” Silah sesini duyunca ‘karısını’ vurdu zannettik ama kurşunu kendi kalbine sıkmış. Reyhan, Mehmet ve Kemal, nihayet beraberler. Mutluluklarına, neşelerine diyecek yok. Her şey iyi de bunca felaketten sonra, hiç olmazsa, filme adını veren şarkı hoplaya zıplaya söylenmeseydi. ‘Laura’ (1944/45) (David Raskin / Johnny Mercer). Aynı adlı filmin, Hammond org ile çalınan caz melodisi. Dans ve evde devam eden konuşma. Hülya; “Beğendim sizi. Gözlerinizdeki ateş büyüledi beni. İlk defa oldum böyle… Yıldırım aşkına inanır mısın?” Mehmet; “Doğrusunu istersen, aşka inanmam.” (Yazan: Murat Çelenligil)
Dağlar Kızı Reyhan Resimleri ve Videoları
Dağlar Kızı Reyhan
Kadro: Filiz Akın , Kartal Tibet , Ömercik , Metin Serezli , Sami Hazinses , Fatma Karanfil , Muhterem Nur , Süheyl Eğriboz , Kudret Karadağ , İbrahim Kurt , Kuzey Vargın , Muzaffer Cıvan , Altan Günbay , Nubar Terziyan , Behçet Nacar , Mustafa Özkaya , Melih Ateş , Ali Demir , Nermin Özses , Hakkı Kıvanç , Muzaffer Yenen , Cevdet Özalaş , Adalet Cimcoz , Sadettin Erbil , Alev Koral , Erdoğan Esenboğa , Tijen Par , Rıza Tüzün , Hayri Esen , Birsen Kaplangı , Yaman Okay
Yönetmen: Metin Erksan
Senaryo: Bülent Oran, Muzaffer Arslan
Yapımcı: Muzaffer Arslan
Müzik:
Görüntü Yönetmeni: Necati İlktaç
Tür: Dram, Duygusal
Ülke: Türkiye
Vizyona Giriş Tarihi:







0 yorum:
Yorum Gönder