“Yoksa bu bir yıldırım aşk mı? Uçakta başlayan aşk da süratli oluyor galiba.” Muhayyerkürdi ‘Veda Busesi’ (Yusuf Nalkesen / Orhan Seyfi Orhon) ile başlayıp “Sultani yegâh Sirto’nun Giriş Kısmı” (derleyen; Sadi Işılay) ile devam eden konuşma. Deniz; “Sevgilin hatta karın bile olsam değişmem. Ben neysem oyum. Bar Kızı.” Engin; “Artık oraya dönmeyeceksin. Unut Bar’ı.” Deniz; “Biz unutmak istesek bile hatırlatırlar bize.” Engin; “Kimin haddine düşmüş. Sana yan gözle bakan adamı yaşatmam bu dünyada.” Deniz; “Her gittiğimiz yerde Bar’dan bir sürü müşterimle (‘kişiyle’ dese daha mı doğru olurdu) karşılaşacağız. Bana yan gözle bakacakları tepelemek için makineli tüfekle m i dolaşacaksın? Ben bu hayata bulaşmışım bir kere. Bundan sonra bulaştığım bu çamurla hayatımı yoğurmaya mecburum.” ‘Quiéreme Mucho’ (1931) (Gonzalo Roig / Augustin Rodriguez) (İlk 50 saniye). Ankara’dan gelen pervaneli uçakta (Lale Belkıs’ın seslendirdiği) hostes Yeşilköy Hava Alanı’na indiklerini bildiriyor. “Yolculuk bitti ama aşk başladı.” O kısa süre iki gencin birbirini sevmesine yetmiş. Engin, fabrikatör Galip Kurt’un oğlu. Deniz’le tanışması, yedek subaylığını bitirip İstanbul’a dönerken. Babası yalnızca ‘iş’ düşünen biri. Yaşlanmış ve oğlu şirketin başına geçmeliymiş. (‘İş’ için yaşlı ama ‘gece kulüpleri’ için değil.) “Şunu da belirtmeliyim ki bir işadamı her şeyden önce sosyal hayatını düzene koymuş olmalıdır. Yani evli olmalıdır. Artık sana eş ve ailemize gelin olmaya layık kızı aramaya başlayalım.” Oysa kahramanımız “6 bin ‘feet’ yükseklikte” bulmuş bile. Tertemiz, aydınlık yüzlü Deniz. ‘Bu yaşta, tam gülüp eğlenecek çağında ailenin yükü onun sırtında’. Yatalak annesinden (yine Lale Belkıs seslendirmiş) başka kimsesi yok. Ameliyatı için Gazinocu Kaya’dan aldığı borcu her gece şarkı söyleyerek ‘alnının teriyle’ ödüyor. Hasta kadına, üzülmesin diye, çalıştığı yer için ‘bir sigorta şirketi’ demiş. ‘Gece yarılarına kadar da mesaiye kalıyor’. Kulüp 77. “Söyle naz mı bu kaş çatış//Benden uzaklara kaçış” (Yusuf Nalkesen). Deniz, kürdili hicazkâr şarkıyı söylerken Galip Bey ve (gösterişli papyonuyla) Nedim de oradaydı. Genç kızı çok beğenmişler iltifatın bini bir para. ‘Süt kuzusu’ ve ‘süt kraliçem’den başka laf yok. İlerde Engin’le evliliği söz konusu olunca o ‘süt kuzusu’nun ne ‘kahpe’liği kalacak ne ‘fahişe’liği. İki gencin mutluluğunu Emirgan’daki Hayat Bahçesi’nde (delikanlı burada sevdiğine çay getirtmeyi unutur); Rumeli Hisarı’nı gören tepede; Hicaz ‘Nazende Sevgilim’i (Azeri Bekirof) dinlediğimiz lokantada ve hep İstanbul eşliğinde izliyoruz. Engin ‘gökyüzündeki melekler’e benzettiği genç kızla ‘hemen’ evlenmek arzusunda. Deniz ise bir türlü Bar’da çalıştığını söyleyemez. Daima ‘aralarındaki kocaman uçurumdan ve fakirlik-zenginlikten’ söz ediyor. Kaya için de ‘abim’ demişti. Epeyce direndikten sonra onları [‘Kardeş Kavgası’ (1967); ‘Son Mektup’ (1969); ‘Lekeli Melek’ (1969) filmlerindeki] Zümrüt Kuyumcu’da nişan yüzüklerini alırken görüyoruz. Babası ‘evlilik kararı için makul sebepleri ve bulduğu kızın matluba muvafık’ olup olmadığını soradursun delikanlı ‘tahkikat falan yapmalarına meydan bırakmadan ani olarak’ nikâh hazırlığına başlar. Filmin en önemli sahnesi; Düğün. Ama Engin ve annesi ‘nişan’ diyorlardı. Kurt ailesinin Deniz’i ilk kez o gece görmesi de ilginç. Galip Bey oğluna söylemediğini bırakmaz. “Allah kahretsin seni. Bu nikâh olamaz. Getirdiğin kızın kim olduğunun farkında mısın? Budala, bar kızı o. Bar Kızı Deniz.” Sonrasında Engin’in, bir zamanlar yere göğe koyamadığı sevgilisine söyledikleri yenir yutulur şeyler değil; Seni gebertmeliyim; Alçak; Rezil karı; Aşağılık; Bayağı kadın; Kahpe; Fahişe; Senin bu yaptığını dişi köpek yapmaz. Ayrıca itip kakıp yerlerde sürüklemek. “Senin yüzünden herkese kepaze oldum.” Delikanlının sözleri ‘çevremizdekiler ne der’ korkusunun en güzel örneği. Genç kız ne dese faydasız. Tek hatası ‘onu kaybetmek korkusuyla barda çalıştığını söyleyememek’. “Aşka gönül vermem aşka inanmam//Yıllarca boş yere ağlayıp yanmam.” (Ahmet Baki Çallıoğlu). Fırtınadan günler sonra tekrar Kulüp 77. Nihavent şarkı ve Deniz. (Önde oturan konuk filmin bir sürprizi; Sonradan Serdar Gökhan adını alan Nusret Ersöz). Makyaj odasında bir arkadaşı (seslendirme yine Lale Belkıs) “Ne oldu, ayrıldınız mı” diyor. İçlerinden biri bu hayattan kurtulacak diye sevinmişler. Ama ‘kurtulmak’ öyle kolay mı? Galip Bey hırsını alamamış. Avuç dolusu para verdiği Kaya ile bir dolap çeviriyorlar. Deniz’in başına daha neler gelecek kimbilir. “Çatılmış kaşlarınla kime/sanki düşman gibisin//Gözünde yaşlarınla belli pişman gibisin.” (1966) (Yusuf Nalkesen). Bu hicaz şarkı sırasında Engin oraya gelmiş. İntikam hissiyle dolu. Aksilikler nedeniyle düğün gecesi yaşayamadığı mutluluğu bu kez, çok çirkin bir şekilde, parayla elde edecek. Kaya’dan (elbette karşılığını vererek) Deniz’i ister. Öbürünün zaten Galip’e verilmiş sözü vardı. İkisini bir dümenle Ada Palas’ta polise bastırır. Nedense Engin’e “Siz gidebilirsiniz” diyorlar. Deniz’i ise Zührevi Hastalıklar Hastanesi bekliyor. ‘Goldfinger’ (1964) için yapılan ‘Teasing the Korean’ (John Barry) (80. ve 90. saniyeler arası). Bu melodinin olduğu sahnede tam parmak izleri alınıp ‘vesika’ verilecekken gerçeği anlayan Engin genç kızı kurtarır. Delikanlı yaşananları unutmuş, yine, başlardaki havasında. ‘Hemen nişanlanmak, ardından yıldırım nikâhı ve balayında bütün dünyayı gezmek’ten söz ediyor. Oysa İlhan Selçuk’un dediği gibi ‘dostlukları bazen dinlendirmek gerekir’. “Ölsek bile bizim ikimizi bir araya koymazlar Engin. Vazgeç bu sevdadan. Yoksa bu aşk seni de yakacak beni de. Müsaade et gideyim.” Siyah beyaz filmlerde kadınlar daha gerçekçi. “İçimde nice uzun yılların özlemi var//Bu gece efkârlıyım ağla gitar çal gitar” (1966) (Avni Anıl / Ümit Yaşar Oğuzcan). Sonraki aylarda Deniz sanatında yükselirken Engin ‘meyhane köşeleri’ne düşüyor. İnanılır gibi değil ama genç kızın ‘menajeri’ Kaya. Şeytan tüyü mü var nedir, allem edip kalem edip razı etmiş. “Sevmek ne güzel şeydir//Sonu hicran olmasa//Hayatta her şey olsa, her şey olsa//Şu ayrılık olmasa.” Oğlunun durumunu gören Galip Bey, Deniz’den özür diliyor. ‘Senede Bir Gün’ (1966) (Şekip Ayhan Özışık). Filmin sonunda Necdet Tosun’un meyhanesi. Baba oğul, Kaya’yı bir güzel dövüyorlar. Sevgililer birbirlerine sarılmışken dinlediğimiz ‘Şebnem’ (1966) (İbrahim Özoral / Zeki Yağmurdereli) ve borulu gramofonun ucunda sallanan bir çift patik çok güzeldi. Türk Hava Yolları (ama çok hoş bir şekilde İstanbul’a inince Societa Aereo Mediterranea olan) uçağı. Engin; “Neniz var, rahatsız mısınız?” Deniz; “Bulantım var. Kendimi pekiyi hissetmiyorum.” Engin; “Merak etmeyin irtifadandır. Fırtınayı aşağıda bıraktık. Durun, limon kolonyası vereyim iyi gelir… Çok güzel olduğunuzu söyleyebilir miyim size?” Deniz; “İltifatınıza teşekkür ederim. İstanbullu musunuz?” Engin; “Evet, İstanbulluyum. Yedek subaydım. Askerliğim bitti, evime dönüyorum artık.” Deniz; “Ne mutlu size.” Engin; “Mutluluk mu dediniz? İnsan yalnız başına mutlu olamaz ki. Son zamanlarda yalnızlık canıma yetti. Tezkereyi alır almaz ilk rastladığım kıza âşık olmaya karar verdim.” Deniz; “Oldunuz mu bari?” Engin; “Şimdi olmak üzereyim.” Deniz; “Şimdi mi? Burada mı? Kime? Yoksa hostese mi gönül verdiniz?” Engin; “Hostese değil size.” Deniz; “Bana mı? Merak etmeyin irtifadandır. Malum ya, fırtınadan kurtulmak için yükseldik. Kolonya vereyim size, iyi gelir.” (Yazan: Murat Çelenligil)
Bar Kızı Resimleri ve Videoları
Bar Kızı
Kadro: Ediz Hun , Filiz Akın , Feridun Çölgeçen , Turgut Özatay , Cahit Irgat , Necdet Tosun , Nevzat Okçugil , Mahmure Handan , Jeyan Mahfi Tözüm , Hayri Esen , Erdoğan Esenboğa , Rıza Tüzün
Yönetmen: Türker İnanoğlu
Senaryo: Fuat Özlüer
Yapımcı: Türker İnanoğlu
Müzik: Rauf Tözüm, Metin Bükey
Görüntü Yönetmeni: Çetin Gürtop
Tür: Dram, Romantik
Ülke: Türkiye
Vizyona Giriş Tarihi:







0 yorum:
Yorum Gönder